22 Kasım 2020 Pazar

Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Gerekçeli Karar Hakkı

     Giriş

    Geçen günlerde idare mahkemesi nezdinde açmış olduğum yürütmenin durdurulması istemli iptal davasında yürütmenin durdurulmasına ilişkin verilen karar tam anlamıyla gayri hukuki bir karardı. Ayrıca iptal davasına konu olayda da idarenin tesis etmiş olduğu işlemin hukuki dayanaktan yoksun ve gerekçesiz olması davamın temelini oluşturmaktaydı. Buna rağmen, söz konusu dava kapsamında hakimin kaleminden de gerekçesiz karar alınca inanılmaz bir dehşete düştüm. Dolayısı ile bu yazımda Adil Yargılanma İlkesinin temelinde yer alan haklardan bir tanesi olan gerekçeli karar hakkını incelemek ve irdelemek istedim.

    Gerekçeli Karar Hakkı

    Gerekçeli karar hakkı AİHS 6.maddesinden hareketle AİHM'nin demokratik toplumun gerekleri çerçevesinde içtihat edilmiştir. AİHM, gerekçeli karar hakkı kapsamında genel olarak, mahkemelerin, verdikleri kararlarında, kararın dayandığı hususlara ilişkin olarak davanın tüm taraflarının bilgilendirilmesini sağlamak için gerekçe vermelerini zorunlu kılmaktadır. Demokratik bir toplumda kamunun, yargı kararlarının sebeplerini bilmelerini ve kararın ilgililerinin de kanun yoluna başvurma hakkını etkili olarak kullanabilmelerine imkan sağlamaktadır.

    Mahkeme kararlarında herhangi bir gerekçeye yer verilmemiş olmasının yanı sıra yetersiz ve üstün körü bir gerekçe de gerekçeli karar hakkının ihlalini oluşturacaktır. AİHM'nin yetersiz gerekçeden kaynaklı olarak vermiş olduğu ihlal kararlarına örnek olarak Georgiadis/Yunanistan kararı ve H./Belçika kararları gösterilebilir.

    Bizim hukukumuzda da gerekçeli karar hakkı gerek AİHS'ne taraf olmamız nedeni ile gerekse de Anayasa hükümleri mucibince bulunmaktadır. Anayasamızın Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilmektedir.  İlgili hüküm mahkemelere kararlarını bir gerekçeye dayandırma yükümlülüğü getirmektedir. Ayrıca mahekeme kararlarının gerekçeli yazılmasına ilişkin HMK (27, 294 vd.), İYUK (24) ve CMK(34,230,232)'da da hükümler bulunmaktadır. 

    Mahkemelerin kararlarını dayandırdığı gerekçenin ne şekilde olması gerektiğini örnek olarak göstermek gerekirse; YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2016/14308 K. 2017/5706 T. 6.4.2017 , YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2012/5106 K.2012/6952 T.10.07.2012  , ANAYASA MAHKEMESİ BAŞVURU NO: 2012/13 ve KARAR TARİHİ :02.07.2013  ilgili kararların içeriğinin yeterli olacağını düşünmekteyim. 

    Şunu da eklemekte fayda görmekteyim. Anayasa Mahkemesi istinaf yahut temyiz incelemesinde incelemeyi yapan merciinin, ilk derece mahkemesinin kararında yer alan gerekçeleri kabul ederek vermiş olduğu kararlarda gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediğini değerlendirmektedir. (Mehmet Yavuz Kararı, 51.prg)

    Bu yazımla gerekçeli karar hakkının ihlalinin ne şekilde değerlendirilmesi gerektiğine değinmiş bulunmaktayım. İlerleyen zamanlarda görüşmek dileğiyle.









19 Kasım 2020 Perşembe

Ceza Yargılamasında Maddi Hakikatin Araştırılması ve Şüpheli Beyanlarının Değerlendirilmesi

 Giriş

    Ceza Muhakemesi toplumda çoğu kişinin temas etmiş olduğu yargılama türlerinden bir tanesidir. Gerçekten de toplumda yaşayan çoğu kişi birden farklı sıfatlarla söz konusu yargılamalara iştirak etmektedir. Söz gelimi, kişiler tanık, sanık, katılan, bilgisine başvurulan, şüpheli, müşteki vb. sıfatlarla ceza muhakemesine temas etmektedir. Söz konusu yazımda ceza muhakemesinin soruşturma evresinde kolluk birimleri tarafından şüphelinin ifadesinin müdafi olmaksızın alınması ve söz konusu ifadenin mahkemece ne şekilde karara konu edileceğine ilişkin açıklamalara yer vereceğim.

Şüphelinin Kolluk Birimlerince İfadesinin Yargılamadaki Yeri

     Ceza Muhakemesi Kanunu 2/a hükmü mucibince şüpheli "Soruşturma evresinde suç şüphesi altında bulunan kişiyi" ifade etmektedir. Söz konusu sıfatı taşıyan kişi suç şüphesi altında bulunmaktadır. Suç şüphesi altında bulunmasından kastın ilgili suçla temasının olduğuna yönelik bulguların var olmasının anlaşılması gerekmektedir. 

    Soruşturma evresinde, kişinin suç şüphesi altına girmesi ile birlikte şüphelinin bazı hakları gündeme gelmektedir. Bu yazımda bu hakları yalnızca sıralamak ile yetineceğim. 

    1-Müdafiiden yararlanma hakkı

    2-Susma hakkı, Kendini suçlamama hakkı

    3-Lehine olan delillerin toplanmasını isteme hakkı

    4-Haklarını ve İsnat edilen suçu öğrenme hakkı

    5-Suçlama ve niteliğinin bildirilmesini isteme hakkı

    6-Dosyayı inceleme ve Örnek alma hakkı

    7-Yasak ifade ve Sorgu yöntemlerinden korunma hakkı

   Yazımızın temelini oluşturan hak müdafiden yararlanma hakkıdır. Şüphelinin müdafi huzurunda ifade vermek istediğini söylemesi halinde şüphelinin müdafisi var ise ona haber verilir yoksa hangi baro bölgesinde ise o barodan müdafi görevlendirilmesi yapılmak sureti ile şüphelinin ifadesi müdafi huzurunda alınacaktır.

    Müdafi hazır bulunmaksızın alınan ifade CMK 148 hükmü uyarınca; Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. Dolayısıyla, müdafi hazır bulunmaksızın alınan ifadenin mahkemece dikkate alınabilmesi için mahkemede ifadeyi veren kişi tarafından doğrulanması gerekmektedir. Bu durumun pratik sonucu olarak söz konusu ifade mahkemede doğrulanmadığı takdirde, kişi hakkında verilecek kararda kollukta verilen ifade dayanak alınarak mahkumiyet hükmü tesis edilemeyecektir.

    Anayasa Mahkemesi'nin 08.12.2016 tarih ve 2014/12002 başvuru numaralı kararında "Bir ceza davasında kendi aleyhine tanıklık etmeme ve delil vermeye zorlanmama hakkı, suç isnadını zorla veya baskıyla sanığın isteğine aykırı olarak elde edilen delillere başvurmadan kanıtlamaya çalışmayı gerektirir. Avukata erişimi sağlanmayan sanığın kolluktaki ikrarının mahkûmiyet kararında kullanılması durumunda savunma hakkına telafi edilmez biçimde zarar verilmiş sayılacaktır. Soruşturma evresinde elde edilen ikrarın, kötü muamele ve işkence altında verildiği belirtilerek reddedilmesi durumunda mahkemece bu husus irdelenmeksizin ikrarın dayanak olarak kullanılması önemli bir özen eksiklikliğidir." şeklinde hüküm tesis edilmiştir. Anayasa Mahkemesi soruşturma evresinde sanığın müdafi olmaksızın ifadesinin alınmasını savunma hakkına zarar vereceğini açıkça ortaya koymuştur.

   YARGITAY 17. CEZA DAİRESİ 25.05.2017 tarihli2016/9989 Esas ve 2017/6471 Karar sayılı kararında "Sanık hakkında dosya içerisindeki aleyhe tek delilin sanığın 08.08.2006 tarihinde kollukta alınan ikrar içerir ifadesi olduğu, söz konusu savunmada müdafii bulunmadığı, 5271 sayılı CMK'nın 148/4. maddesine göre, müdafii hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağı, bu itibarla şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması; Bozmayı gerektirmiş," denilmek sureti ile sanık aleyhine tek delilin kolluk aşamasındaki müdafi olmaksızın ikrarı olduğu gerekçesi ile ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.

    İlgili durumla alakalı benzer kararların künyeleri için bakınız.

    1- YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ Esas : 2015/17979 Karar : 2018/5722 Tarih : 7.05.2018

    2- YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ Esas : 2017/2783 Karar : 2018/218 Tarih : 6.02.2018

    3- YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/982 Karar : 2017/6010 Tarih : 21.06.2017

    4- YARGITAY 7. CEZA DAİRESİ Esas : 2016/18650 Karar : 2017/4880 Tarih : 5.06.2017

 


18 Kasım 2020 Çarşamba

06.10.1983 tarihli 2911 Sayılı Kanun 22. Maddesinde Yer Alan "ve şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşü düzenlenemez." Hükmünün İptali Hakkında Değerlendirme

 Giriş

    Anayasa Mahkemesi 10.09.2020 tarih ve 2020/12 E. ve 2020/46 K. numaralı kararı ile 06.10.1983 tarihli 2911 Sayılı Kanun 22. Maddesinde Yer Alan "ve şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşü düzenlenemez." hükmünün iptaline karar vermiştir. 

    Söz konusu karar kapsamında Anayasa Mahkemesi ilgili hükmün incelemesini Anayasa'nın 13.maddesi ve 34.maddesi kapsamında ele almıştır. Anayasa Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması başlıklı 13. maddesi, Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti başlıklı 26.maddesi ve Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenlenmesi başlıklı 34. maddesi kapsamında Manisa 1. İdare Mahkemesi'nin itirazı çerçevesinde somut norm denetimi yoluyla önüne gelen itiraz bakımından oy çokluğu ile söz konusu hükmün iptaline oy çokluğu ile karar vermiştir. 

Anayasa Hükümleri Çerçevesinde Verilen Kararın Değerlendirilmesi

    Anayasa Mahkemesi'nin vermiş olduğu karar bağlamında seyahat hürriyeti ve toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hürriyeti şeklindeki iki temel hakkında çatışmakta olduğu görülmektedir. Anayasa Mahkemesi ilgili kararda da bahsettiği üzere çakışan iki temel haktan yahut özgürlükten birinin diğerine tercih edilemeyeceği çakışan hak ve özgürlükler bağlamında makul bir dengenin kurulması gerektiği kararda ağırlıklı olarak bulunmaktadır.

    Anayasa Mahkemesi ilgili kararında kanun hükmü çerçevesinde çakışan iki temel hak ve özgürlük kapsamında birinin diğerine tercih edildiği kanaatinde bulunmaktadır. Zira, söz konusu yasa hükmü ile seyahat hürriyeti tam anlamıyla bir korumaya sahip iken toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hürriyeti kategorik olarak yasaklanmıştır. Mezkur hükmün toptancı bir anlayışla bir özgürlüğü diğerine tercih edilmesi Anayasa Mahkemesi'nce makul ve ölçülü kabul edilmemiştir. 

    Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu kararda ayrıca, toplantı ve gösteri yürüyüşünün toplumsal bazı alışkanlıkları yahut hayatı sekteye uğratacağı hususuna da yer vermiştir. Ancak toplumsal hayatın bir takım kısıntılara gitmesinin ve toplumun buna katlanmasının demokratik toplumun gerekleri içerisinde yer alacağını da yinelemiştir.

    

Elektronik Genel Kurul Sistemi

  Halka açık anonim ortaklıkların pay senetleri halka arz edilmiş olması sebebi ile kapalı anonim şirketlere nazaran daha fazla paydaşa diğe...