Giriş
İyi günler sevgili okurlarım. Bugün mahkumiyet hükmüyle birlikte tutuklanmış bir müvekkilimin, tutuklanma gerekçesi ve tutukluğa itiraz talebimizin reddine karar verilmesi üzerine yapmış olduğum araştırmalarımı sizinle paylaşacağım. Her iki mahkeme de "Hükmedilen ceza süresi, adli kontrol tedbirini etkisiz kılacak ölçüde sanığın kaçıp saklanacağı hususunda somut olgu niteliği taşıdığından" şeklinde tutuklama gerekçesi tesis etmiştir. Söz konusu kararların gerekçesinin hak ihlaline sebebiyet verip vermediği hususunu tartışacağım.
Hükmedilen Ceza Süresi Tutukluluk Bakımından Gerekçe Yapılabilir mi?
Öncelikle Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında hangi hususların tutuklama nedeni olarak kabul edildiğini irdelemekte fayda bulunmaktadır.
Tutuklama nedenleri Madde 100
(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir
tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.
İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama
kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut
olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
CMK 100 hükmü uyarınca tutuklama tedbirine hangi koşullar altında başvurulabileceği açık bir şekilde sayılmıştır. Ayrıca kanun hükmünün katalog suçlar ve tutuklama yasağının olduğu 3 ve 4. fıkralarına burada yer vermemiş bulunmaktayım. Zira inceleme konumuzu, sanık hakkında öngörülen ya da hükmedilen hapis cezası süresinin kaçması yahut saklanması için gerekçe yapılıp yapılamayacağı hususu tartışılacaktır.
Öncelikli olarak tutuklama tedbirine konu olan somut olay, kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan somut deliller ve ölçülülük ilkesi bağlamında değerlendirilmelidir. Meydana geldiği iddia olunan suç bakımından kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan somut delil var olmadığı müddetçe tutuklama tedbirine başvurulamayacaktır. Tutuklama tedbirinin ayrıca işin önemi ve verilecek ceza ile de ölçülü olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi tutukluluk kararının ölçülülük ilkesine uygun olması gerektiği yönünde "Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale olarak tutuklamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54)" şeklinde karar vermiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Mansur/Türkiye, 16026/90- 08.06.1995 kararında kaçma tehlikesinin varlığı için suç için öngörülen cezanın ağırlığının gerekçe yapılamayacağını karara bağlamıştır. Bu kararında "Mahkeme, kaçma tehlikesinin, sadece suç için öngörülen cezanın ağırlığı dikkate alınarak değerlendirilemeyeceğine işaret eder. Kaçma tehlikesi, bir dizi başka etmene dayanılarak değerlendirilmek zorundadır; bu etmenler, kaçma tehlikesinin varlığını ya teyid eder veya tutukluluğu haklı kılacak kadar ağır görülmezler. (Prg.55)"
AİHM Tomasi/Fransa kararında "Hükümet, başvurucunun kaçma tehlikesi bulunduğunu ileri sürmüştür. Hükümet,
Tomasi’nin tehdidi altında bulunduğu cezanın ağırlığını dile getirmiştir. Hükümet bu görüşünü ayrıca, başvurucu ile aynı suçlardan soruşturulan ve onun gibi sürekli masum
olduğunu savunup üç buçuk yıl firarda kalan Pieri’nin kaçmış olmasıyla desteklemiştir.
Hükümet son olarak, Korsika’daki durumun özel koşullarını vurgulamıştır./... Mahkeme ayrıca, sadece alınabilecek cezanın ağırlığına dayanılarak kaçma riskinin
ölçülemeyeceğine işaret etmektedir. Kaçma riskinin varlığını teyit eden veya kaçma tehlikesini tutuklamayı haklı kılmayacak kadar hafifleten konuyla ilgili daha birçok etmene
dayanarak değerlendirme yapılmalıdır. Prg. 96-98" demek sureti ile sanığın mahkum olacağı cezanın ağırlığı tek başına sanığın kaçması yönünde emare kabul edilemeyeceğine işaret etmiştir. AİHM tarafından verilen Litellier/Fransa Kararı da aynı şekildedir.
Anayasa Mahkemesi 11.12.2014 tarih ve 2013/68 Başvuru Numaralı kararında, "...atılı suçun CMK 100 ve devamı maddeleri kapsamında olması, verilen sonuç ceza miktarı ile sanıkların kaçma ihtimali bulunduğu..." şeklinde verilen tutukluluk gerekçeleri ve tutukluluğa itiraz gerekçelerinin ilgili ve yeterli düzeyde olmadığına hükmetmiş ve gerekçeli karar hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir.(Prg.39-40-41-42) Anayasa Mahkemesi'nin Bireysel Başvuru yoluyla incelemiş olduğu çoğu kararda yetersiz gerekçe ile tutuklama kararı verilmesi hak ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Öte yandan Anayasa Mahkemesi cezanın ağırlığının, sanığın kaçma şüphesine işaret ettiğine yönelik kararları mevcuttur. Anayasa Mahkemesi 28/11/2019 tarihli ve 2016/54509 başvuru numaralı kararında "Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir. Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır." Söz konusu tutuklama kararları bakımından tutuklama gerekçelerinde davanın esasını oluşturan delillerin de tutuklama gerekçesine konu olduğu hususunu belirtmek gerekmektedir. (İlgili kararlar için ayrıca bknz. SUZIN YALÇIN BAŞVURUSU, MESUT KAÇMAZ BAŞVURUSU, SAVAŞ ÇELİK BAŞVURUSU )
Nitekim Anayasa Mahkemesi HAMİT DIŞKAYA BAŞVURUSU bağlamında yeterli gerekçeye dayanmayan tutuklama kararı bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali yönünde karar vermiştir. "Başvurucu, İstanbul 14. Sulh Ceza Hâkimliğinin 3/1/2017 tarihli kararıyla, halkı kin ve düşmanlığa alanen tahrik etme suçundan tutuklanmıştır. Tutuklama kararında, video içeriğine ve başvurucunun olay yerinde bulunduğuna ilişkin dolaylı ikrarına dayanılmıştır. Söz konusu kararda, suçun niteliği ve suç için kanunda öngörülen cezanın ağırlığı nedeniyle adli kontrol hükümlerinin başvurucunun ceza yargılamasına katılmasını sağlamak için yetersiz kalacağı belirtilmiştir.(Prg.13)Başvurucu; tutuklamaya konu edilen eylemlerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken beyanlar olduğunu, kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan bir delilin bulunmadığını, tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarının somut ve hukuki gerekçeden yoksun olduğunu, bu kararlarda tutuklama nedenlerinin gösterilmediğini ve tutuklamanın ölçüsüz bir tedbir olduğunu ileri sürmüştür.(Prg.25)Bu itibarla somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.(Prg.39)" Görüldüğü üzere alınacak cezanın ağırlığı tek başına kaçma şüphesinin varlığı için yeterli görülmemiştir.
Sonuç
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız üzere, sanığın alacağı ceza miktarının, sanığın kaçma şüphesine kesin olarak dayanak yapılamayacağıdır. Söz konusu suçun işlendiğini ortaya koyan ve tutuklama tedbirinin gerekliliğini işaret eden somut delillerin varlığı ile birlikte gerekçelendirilen tutuklama kararları bakımından kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ihlal edilmemiş olacaktır. Tutuklama tedbirinin gerekliliğinin başkaca hususlarla tespit ve değerlendirilmesi ile cezanın ağırlığı da kaçma şüphesi için emare olarak değerlendirilebilecektir. Tutuklama kararı bakımından, sanığın üzerine atılı suçtan kaynaklı olarak, sadece alınacak cezanın ağırlığı sebebi ile kaçma şüphesinin var olduğuna yönelik verilecek bir tutuklama kararı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal edecektir.
Yine unutulmamalıdır ki; tutuklama için, sanık veya şüpheli üzerine atılı suçun işlendiği şüphesini yoğunlaştıran somut delillerin varlığı gerekmektedir. Aksi halde suç tipi ne olursa olsun, suç şüphesini yoğunlaştıran somut delil yoksa tutuklama kararı verilemeyecektir. Verilmesi halinde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali gündeme gelecektir.